Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Psikanalizin Bunalımı
#1
PSİKANALİZİN BUNALIMI

Erich Fromm 1932 ve 1969 yılları arasında yazdığı denemelerinde ruhbilim ve toplumbilim arasındaki etkileşimi ele almıştır. O dönem Marks ve Freud kuramnlarının yoğun olarak gündemde olması Fromm’un denemelerine de yansımıştır. Psikanalizin Bunalımı’nın yazım aşamasında, Fromm denemelerini düzenlerken Freud ve libido kavramlarında yeniden düzenleme yapma konusunda çelişkide kaldığını açıkça belirtmiştir. Ancak ozaman yazdıklarıyla kitabın yayımlandığı dönem arasında geçen sürede değişen görüşlerini denemelerinde değişiklikler yaparak değilde dipnotlar ekleyerek belirtmiştir. Bu orijinal bir fikir olmakla birlikte Fromm için nelerin değiştiğini, zamanın, yeni araştırmaların ve yeni gelişmelerin düşüncelerini nasıl etkilediği görmemiz açısından önem teşkil etmektedir. Bu da Erich Fromm’ un dar fikirli olmayışının ve kendine olan güveninin açık bir kanıtı ve ne denli bilinçli olduğunun göstergesidir.

Kitaba ismini veren ilk bölüm Psinakalizin Bunalımı bölümünde, son dönemde ortaya çıkan, daha az süren ve daha az para karşılığında uygulanan, daha iyi sonuç verdiğini ileri süren terapilerin artışının psikanalize olan talebi düşürdüğünden bahsetmekte ve bunu daha iyi anlayabilmemiz için psikanalizin temelinden başlayarak anlatmaktadır.

Dikkat çekicidir ki hep kendi yüzyılımızın problemi olarak gördüğümüz yalnızlaşmanın 1930’lu yıllara, daha psikanaliz kavramının ortaya çıktığı dönemlerde de insanı etkileyen en önemli sorunlar arasında olduğu Fromm’un kitabında açıkca görülmektedir. Aynı şekilde insanların problemlerinin aradan geçen uzun yıllara rağmen genel hatlarıyla aynı olması da şaşırtıcıdır. Örneğin; varoluşa bir anlam verememe, yaşama sevincinin yitirilmesi, mutsuz evlilikler gibi. Fromm o dönemde dahi insanların psikanalizden yardım almasının ne denli doğal bir şey olduğundan bahsetmektedir.

Ayrıca Fromm şimdilerde bile bir görüş çatışmasına yol açan, dinlediği için analiste para verme olgusunun da çok önceki dönemlere dayandığından bahsetmektedir. Nitekim bunu terapinin ve terapistin saygınlığını kurtarıcı bir olgu olduğu şeklinde yorumlamaktadır.

Fromm’a göre psikanalizin bunalımının birçok sebebi var. Bunların içinde ilk ve en önemli sebep, psikanalizin köktenci, kavrayıcı ve özgürleştirici bir kavramdan konformist bir kurama dönüşmesidir. Bir diğeri ise, psikanalizin temelinde önemli bir yere sahip olan Freud’dan önce bir kişinin içtenliği konusunda yargıya varabilmek için onun bilinçli amaçlarının bilinmesinin yeterli sayılıp, Freud’dan sonraki dönemde bunun yeterli olmadığı, gerçekte çok az önemli olduğunun anlaşılmasıdır. Freud’un köktenci ve gözüpek bir düşünür olmasına karşın yaşadığı toplumun hiçbir şekilde doyurucu olmasada insani gelişmenin en son biçimi ve temel hiçbir niteliğinin daha ilerletilemeyeceği bir toplum olduğuna inanması da etkilidir.

Freud’u izleyenler onun düşüncelerini iki yönde geliştirmişlerdir. Ortodoks takipcileri konformist yönünü izlemeyi tercih etmişler, psikanalitik kuramın dar tarihsel anlayışını kırmayı ve köklü bir kuram haline getirmeyi bilememişlerdir. Bir takım takipcileri de ayrı düşmüşler; Jung tutucu bir romantik, Adler de yüzeysel bir usçu olmuştur. Rank özgür görüşler getirdiyse de Freud’u kıskananlar tarafından dışa itilmiştir. Ferenczi, Freud’un takipçileri arasında en yaratıcı olmasına rağmen önemli noktalarda sapma gösterdiği için dışa itilmiştir. Wilhelm Reich da Freud’un cinsellik kuramını en uç sonuçlarına dek geliştirmesine rağmen örgütten atılmıştır.

Bürokratik denetimin psikanalistler üzerinde felç edici etkisi vardı. Fromm’a göre Ortodoks psikanalitik düşüncenin kısırlıklarına ilişkin suçlamaların Freud’a yöneltilmesi yanlıştır. Sonuçta Ortodoks psikanalistleri o şekilde düşünmeye zorlamamıştır.

Bir diğer önemli sebep de Ortodoks psikanalistlerin ünvanlarının ellerinden alınması korkusudur. Ünvanlarının ellerinden alınması korkusu yürekliliği engelleyen en önemli etmendir. Freud’un bu sayısız tabu ve düşünce alışkanlıklarına baş kaldırması sebebiyle meslektaşları tarafından alay edilen biri olması ve bu sebeple psikanalistleri kuşatan bu düşmanlık atmosferi de analistlere ciddi bir güvensizlik duygusu veriyordu. Tüm bunların yanısıra her analist kuramını yalnızca yaşamını kazanmak amacıyla kullanmak yerine sorgulayıcı bir tutum sergilememiştir. Freud’un yaşadığı günün koşullarında böyle bir yüreklilik göstermesi, şuan adına sık sık rastlamamızın şüphesiz ki temelini oluşturmuştur.

Bunlar dışında II. Dünya Şavaşından sonra toplum değişime uğramıstır. Orta sınıfın bunaltılarını paylaşan psikanalistlerin çoğunluğu aynı zamanda bu sınıfın güvensiz, ürkek ve savunucu tutumlarını da benimseyerek paylaşmışlardır. Son yıllarda politik açıdan, kökenci filozofların önemli bir kesiminde psikanaliz sorunu giderek artan bir ilgiyle işlenmiştir. Ancak bu yayın alanı pek çok yazarın sorunun klinik temeline ilişkin yeterli bilgiye sahip olmaması sebebiyle zedelenmelere sebep olmuştur. Bazı yazarlarda çok okumuş olmalarına rağmen Freud’un kavramlarının tanıtılmasında temel yanlışlıklar ve çarpıtmalar yapmışlardır.

Fromm’a göre tüm bu kaygı verici belirtilere karşı psikanaliz ölümden çok uzaktır. Ancak yönelimini değiştirmezse yolun sonunda ölümün olduğu öngörülebilir. Fromm’un bir bunalım olarak nitelendirdiği şey tam olarak da budur. Bunun çözümü olarak Fromm olgucu konformizmi yenmek ve köktenci insancılık ruhuyla yeniden eleştirel ve uyarıcı bir kuram olmaya çalışılması gerektiğini söylemektedir.

Fromm Freud’un insan modelleri ve toplumsal belirleyicilerinden bahsederken bunu kavrayabilmenin en iyi yolunun Freud’un özgürlükçü bir eleştirici olduğunu kavramak olduğunu belirtmektedir. Freud insan kavramını, insanın varoluşunu yalnızca değişik kültürlerde yeralan biçimiyle değil genellikle geçerli bir yapısı olan ve hakkında deneysel önermeler yapılabilen bir evrensel insan gibi ele alarak incelemiştir. Freud’a göre insan kendini sürdürme ve cinsel dürtüler gibi iki ana gücün yönlendirdiği kapalı bir dizgedir. Freud insanı hem fizyolojik olarak işleyen ve güdülenen makine aynı zamandada toplumsal bir varlık olarak tanımlamıştır. Fromm’a göre Freud’un kendisinin ve çalışmalarının büyüklüğünün anlaşılabilmesi için onun toplumsal konumuna bağlı temel çelişkileri içinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Freud’un öğretisinde aradan geçen yıllara rağmen hiçbir düzeltme yapmamak ya da gereksinim olmadığını söylemek insanlara çekici gelebilir ancak Fromm’a göre yanlıştır. Yapılması gereken Freud’un öğretisine katkıda bulunmaktır.

Fromm’a göre Marks’ın insan bilgisi ya da ruhbilime katkısı az ilgi çekmiş ve yalnızca toplumun evrimi ve yasalarla ilgilendiği düşünülmüştür. Bunun birinci sebebi Marks’ın ruhbilimsel görüşlerini herhangi bir dizgesel biçime sokmamasıdır. İkinci sebep ise Marks’ın yanlış anlaşılmış tarihsel materyalizm kavramıdır. Son olarak Marks’ın dinamik ruh biliminin yeterli ilgiyi bulabilmek için çok erken doğması sebep olarak gösterilebilir. Diğer yandan pozitivizme yönelimli deneysel ruhbilim Marks’ın ruhbilimsel kavramlarının anlaşılmasını engellemektedir. Fromm’a göre Marks bize insan doğasının özünü, genelde insanın doğasının bir tanımını vermektedir. Fromm Marks’ın insanın doğası kavramını dinamik, doğurgan bir tanım olarak görmektedir. Marks’ınki dinamik bir ruhbilimdir. Fromm Marks’ın insana olan temel ilgisi tam olarak anlaşıldığında, onun ruhbilime olan katkısının da onaylanacağına inanmaktadır.

Fromm’a göre iş tasarımı ve yönetim tasarımı arasında bir ilişki kurulacaksa, ruhbilim, toplumsal ruhbilim, işletletme ve tasarım yaklaşımlarımdanda faydalanılmalıdır. Bu konuda endüstri ruh bilimi yaptığı değerli çalışmalara karşın Fromm’a göre bu konuyu bi yönden yanlış değerlendirmektedir. Üretim çıkarlarıyla, insanın temel çıkarları arasında bir uyum olduğunu varsaymakla, insanın gerçekte ne ile ilgilendiğini gizlemektedir. Fromm’a göre insanın bilimi yönetimsel bilimlerden biri olmalıdır. O’na göre en yüksek üretimi ve tüketimi değil insanın tümden gelişmesini amaçlayan bir sanayi toplumu kurmak olasıdır. Ancak bu toplumsal yapımızda, amaçlarımızda, üretim önceliklerimizde ve yönetim yöntemlerimizde köklü değişiklikler yapmamızı gerektirir.

Fromm’un deyindiği bir diğer önemli konu, Oedipus karmaşasıdır. Freud beş yaşındaki Hans ile yaptığı çalışmada Freud’un gözünde Oedipus karmaşasının hastalık oluşturduğu işlevini kanıtlamayı amaçlamıştır. Hans tam bir küçük Oedipus’tur. Annesiyle yıkanmaktan, birlikte yatmaktan büyük zevk almakta ancak babasını bir rakip olarak görmektedir. Fromm’a göre Freud’un kanıtlarının mantıksal görünümleri ve klinik verilerinin bolluğuna karşın yinede bir takım soru ve kuşkular bulunmaktadır. Freud Hans’ın anne ve babasının çocuğuna karşı tutumlarının olumlu olduğunu öne sürmektedir. Freud anne ve babanın çocuklarına iyi bir eğitim verdiğini, kesinlikle zorlayıcı ve cezalandırıcı bir tutumlarının olmadığını anlayışlı birer anne baba olduklarını öne sürmektedir. Fromm buradaki çarpıtılmış gerçekleri şu şekilde sıralıyor; anne ve babanın eğitim yöntemleri Freud’un söylediğinin aksine gözdağından arınmış değil, eğitim yöntemleri arasında yalan da var ve ailenin Hans’ın söyledikleri anlamayacak kadar saf olduğu yönünde inançları var. Fromm Freud’un ne için tüm bunları gözardı ettiği konusunda bunun Freud’un bir kör noktası olmasıyla açıklıyor. Freud’un eleştirisi kentsoylu topluma karşı hoşgörülü, köktenci olmayan bir eleştiridir. Eğitim yöntemlerini yumuşatmayı istediği halde kentsoylu toplumun temelini oluşturan kaba kuvvet ve göz korkutma ilkelerini eleştirecek kadar ileri gidemiyordu. Özetle anne baba yetkesi ve erkek üstünlüğünün haklılığı gibi önyargılarca etkilenmiş olan Freud’un klinik verileri tek yönlü biçimde yorumladığı, kendi yorumuyla çelişen birçok öğeyi göz önüne almamış olduğu görülmektedir.

Erich Fromm analık hukukunun günümüzdeki öneminden de bahsetmiş. Diğer bölümlerde de gördüğümüz gibi bu konuya değinirken zaman içinde yaşanan değişimleri daha iyi anlayabilmemiz için ataerkil toplumun ilkeleri ve değerleri hakkında ayrıntılı bilgi vermiştir. Ataerkil yetkeci düzgeden, demokratik devrimden, kadınların devriminden, çocukların ve gençlerin devriminden, tüketicilikten ve anaerkil eğilimlerden de bahsetmektedir. Fromm’a göre anaerkil ve ataerkil ilkeler bir bileşim oluşturursa, bu iki ilkenin her biri öteki tarafından renklendirilir. Anasal sevgi, adalet ve ussallık ile babasal sevgi acıma ve eşitlik ile renklendirilir.

Fromm analık hukukunun günümüzdeki öneminden bahsederken onun toplumsal ruhbilim yönünden anlamından da söz etmektedir. Fromm’a göre babaözeksel birey ve toplum katı bir üst benlik, suçluluk duyguları, babasal yetkeyi usulca sevme, acıyı kendi şuçunun karşılığı olarak benimseme ve mutluluk için zedelenmiş yürek özelliklerinin bileşimidir. Bunun tam tersi olarak anaözeksel bileşim ise ananın koşulsuz sevgisine iyimser bir güven, çok daha az suçluluk duyguları, çok daha zayıf bir üst benlik ve de haz ve mutluluk için daha geniş bir yürekten oluşmaktadır.

Çözümsel bir toplumsal ruhbilimin işlevinden ve yönteminden söz eden Fromm’a göre bir toplumun libidinal yapısı ekonomık ve toplumsal yapısı gbı sabit değildir. Ancak toplumsal denge sağlandığında değişmeden aynı kalabilir. Ruhbilimin görevi toplumda geçerli libidinal yatırımları çözümlemek yani verili bir toplumun libidinal yapısını tanımlamak ve bu yapının kökenini ve toplumsal süreçteki işlevini açıklamaktır.

Fromm toplumsal ruhbiliminin toplumbilim açısından temel değerini kişilik yapısında dışa vuran libido güçlerini, bir toplumun toplumsal gelişmesini ve onun üretici güçlerini ileten etmenler olarak işlevleri içinde görmemizi ve anlamamızı sağladığı yönünde açıklamaktadır.

Erich Fromm Psikanalizin Bunalımı adlı eseriyle aslında yaşanan bunalımın daha büyük bir bunalıma yol açmaması için kendimize gelmemiz ve yörüngemizden şaşmamamız konusunda bir uyarıda bulunuyor. Çünkü O’na göre bu ne dönemin ne de çağdaş toplumun bunalımı, bu özgül bir bunalım, yaşamın ta kendisinin bunalımı.

Daha önce yazdığı denemelerden derlediği bu kitabı Fromm 1970 yılında yayımlamış. Yazdıkları sanki bu günü anlatıyor gibi yakın ve sanki geleceği görüyormuşcasına öngörü sahibi. Sözleri herşeyi açıklar nitelikte; ‘Psikanalizin yaşamın bu bunalımında hiç yeri var mı? belki yok. Belki zarlar çoktan atıldı. Doymak bilmez istekleri, aç gözlükleri, körlükleri ve örümcekleşmiş kafalarıyla önderler ve arkalarından ve arkalarından sürüklenenler acı sona doğru ilerliyorlar, neyin geleceğini gören azınlık ise Yunan dramlarının korosu gibi; bu trajik gidiş üstüne söz söyleyebilirler ancak ellerinden bir şey gelmez dur demeye..
Kullanıcı imzaları ziyaretçilere gizlidir.
Bul
Alıntı


Foruma Git:


Bu konuyu görüntüleyen kullanıcı(lar): 1 Ziyaretçi