Çanakkale Türküsü ve Hikayesi

SiyahkaLem

New Member
Katılım
4 Ağu 2014
Konular
228
Mesajlar
241
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Level: 14 ()
EXP: 51 / 100

HP: 616 / 1742
MP: 210 / 1014
SP: 312 / 1287
Çanakkale Türküsü ve Hikayesi



Sanatı “yansıtma kuramı” açısından yorumlayanlara göre edebiyat, dünyaya tutulmuş bir aynadır Bu anlayışa bazı itirazlar yapılabilir; ancak “ayıklamasız ve billurlaştırmasız bir yansıtma manasına almamak kaydıyla” edebiyatı, hayatın bir gölgesi, aynası olarak kabul edebiliriz

Edebiyat aynasına akseden konular arasında hiç şüphesiz, insanı derinden etkileyen, onun duygu, düşünce ve hayal dünyasında büyük yankılar uyandıran olaylar başa gelir Bu bağlamda; büyük depremler, göçler, yangınlar ve savaşlar ilk sırada yer alır Harplerin bunlar arasında ayrı bir yeri vardır Çünkü savaşlar, edebiyatta, diğerlerine göre daha geniş ve kalıcı bir yer işgal eder

Bütün ulusların, başlangıçtan itibaren edebi eserlerine bakıldığında yaptıklarısavaşların akisleri görülebilir Bu durum Türk edebiyatı için de geçerlidir Savaşlarda kahramanlık olaylarını, başarılarını, toplumun ortak duygularını şiirle ifade etme geleneği eski Türk topluluklarına kadar uzanır Yazılı ilk edebi metinlerimiz olan Göktürk Kitabelerinden bugüne zengin Türk edebiyatıbünyesinde üç kıtada at koşturan Türk ulusunun yaptığı savaşları işleyen eserleri bulmak mümkündür Örnek olarak; Gazavatnameler, Zafernameler, savaşdestanları, asker türküleri gösterilebilir Ağırlıklı olarak “savaşı okun edinen” bu tür eserlere harp edebiyatı denilmektedir

Türk edebiyatında harp edebiyatı vadisine dahil edebileceğimiz eserlerin sayısında özellikler 1860 tarihinden itibaren büyük artış olmuştur Bunda bu tarih den sonra Osmanlı devletinde gazete ve derginin yaygınlaşmasının büyük etkisi vardır 1860 sonrası Türk basınına bakıldığında; 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi, 1897 Osmanlı-Yunan Harbi, 1911 de İtalya’nın Trablus’u işgali, arkasından Girit’in elden çıkması, Balkan Muharebeleri ve nihayet Birinci Dünya Harbi ile ilgili başta şiir olmak üzere değişik türlerde kaleme alınmış pek çok eser bulunabilir Bunlara müstakil kitap halinde basılan ürünler de dahil edildiğinde sayı daha da artar

İsmini verdiğimiz bu savaşlar serisi içinde edebiyatımızı en çok etkileyen 1 Dünya savaşı olmuştur Birinci Dünya Savaşı’nın hem uzun sürmesi hem de etkisinin derin ve geniş olması bunun en önemli nedenidir Tabii, bu savaşta Çanakkale cephesinde meydana gelen muharebelerin ayrı bir yeri ve önemi vardırİstanbul’un kapısının kilidi olarak değerlendirilen Çanakkale Boğazının İngiliz ve Fransızlarca zorlanması İstanbul da büyük bir infiale sebep olmuş; kilidi kurcalayanlara engel olma, hatta uzanan elleri kırma şuurunu uyandırmıştır O sebeple üniversiteli hatta liseli binlerce genç, defterlerini kalemlerini sıralarının üzerinde bırakarak Çanakkale cephesine koşmuşlardır Çanakkale savaşı Anadolu’da da büyük bir heyecan yaratmış yurdun dört bir yanından gönüllü askerler akın akın Çanakkale’ye sevk edilmiştir

Şehirlerde yaşayanlar Çanakkale harbine ilişkin gelişmeleri basından takip ederken anadolu köylerinde ise halk şiirleri gündemi türkülerle dile getirmiştir Gaziantep yöresinden derlenen bir türküdeki şu dörtlük, Anadolu’nun gözü ve kulağının Çanakkale’de olduğunu göstermektedir:

“Kamışlı boğazından yürüdü asker
Çanakkale’den de alında haber
Oynayarak yollandı yavuklu nefer
Koca bir hap oluyormuş bu sene”

Çanakkale cephesinden alınan haberler başta İstanbul olmak üzere yurt çapında büyük yangı uyandırmış Türk askerinin orada verildiği eşsiz mücadeleyi dile getiren birçok şiir yazılmış ve türküler yakılmıştır Ancak hemen belirtmek gerekir ki Çanakkale Harbi ile ilgili o yıllarda yazılan şiirler ve söylenen türküler içinde unutulmaktan kurtulanı oldukça azdır Bunlardan biri M Akif’in Çanakkale Şehitlerine adlı şiiri; diğeri ise bugün Çanakkale türküsü adıyla bilinen meşhur türküdür Akif’in şiiri ile ilgili bir kısım ilmi araştırma ve incelemeler yapılmış olmasına karşın Çanakkale türküsü hakkındaki araştırmalar maalesef yeterli değildir İşte bu eksiklik bizi böyle bir tebliğ hazırlamaya yöneltti Çanakkale öyküsünü kronolojik bir takiple doğuşu ve yayılışıçerçevesinde araştırmaya çalıştık

A “Çanakkale Türküsü” nün Doğuşu veya Yakılışı

Öncelikle türkü yakmak ne demektir? Bir türkü niçin yakılır veya doğar? Bu soruların cevabını verelim Çünkü genel olarak bir türkünün yakılış gerekçesi Çanakkale Türküsünün de meydana gelme nedenini bünyesinde barındırmaktadır Şairlik iddiası olmayan kimselerin, şahısları veya toplulukları duygulandıran çeşitli olayları terennüm etmek üzere türkü meydana getirmeleri işine “türkü yakmak”meydana gelene de “yakım” denilmektedir Pek çok olay türkü yakılmasına sebep olabilir Bu olaylar bütün bir milleti ilgilendirecek kadar büyük nitelikler taşıyabileceği gibi, dar çevrelerde meydana gelen cinsten de olabilir Aşk, gurbet, ölüm, seferberlik, tabi afetler, oymak kavgaları, eşkıya baskınları,bir kalenin düşmesi, vatanın bir parçasının elden çıkması gibi sosyal olaylar; sevda, talihe kızma, şansa küsme gibi duygular türkülerin doğuş şartlarınıhazırlayan sebeplerin başında gelir Kısaca, hayatın çeşitli safhalarında, teker teker şahıslar vey abelli bir muhit yahut bütün bir millet üzerinde derin tesirler bırakmış vakalara ait türküler meydana getirilebilir

Özetle, toplumu yakından ilgilendiren bir takım olayları yaşamış veya gönlünde duymuş bir sanatçı ( ruhu sanatçı olan kişi, aşık, halktan biri) hafızasındakişiir ve ezgilerinde yardımıyla yeni bir türkü yaratır Böylece türkü yakılmışolur Yakılan türkü ağızdan ağza geçerek zamanla bazı değişikliğe uğrar Bu sırada çoğu türkülerde olduğu gibi türküyü ilk yakanın kim olduğu unutulur gider

Çanakkale türküsünün yakılışı da bahsettiğimiz şartlardan farklı değildir Bu türkü Türk insanının hafızasında derin izler bırakmış bir olayın, yani büyük bir savaşın atmosferinde meydana gelmiştir Dolayısıyla bu türkünün bir doğuşzamanı vardı8r Ancak Çanakkale türküsünün doğuş zamanına ilişkin bilgiler şu soruları sormamıza neden olmaktadır

Çanakkale türküsü ne zaman doğmuştur? Yani bu türkü Çanakkale savaşlarıbaşlamadan önce mi yoksa harp sırasında mı yakılmıştır? Aslında bize bu soruları sorduran elimizdeki bir mektuptur Söz konusu mektup Emrullah Nutku’nun“Çanakkale Şanlı Tarihine bir Bakış” adlı eserinde yer almaktadır Mektubu yazan Emrullah Nutku’nun kardeşi Seyfullah’tır 1903 doğumlu olan Seyfullah savaşın arifesinde Çanakkale Sultanisi (lisesi) 1 sınıf öğrencisidir Seyfullah, Çanakkale’den gönderdiği ve üzerinde 29 Eylül 1914 tarihi yazılı olan muktubun daşöyle der:

Sevgili Anneciğim,

Canımıza tak diyen iki yıllık gurbet hayatından artık kurtuluyoruz Sana ve aileme kavuşacağım için seviniyorum

Mektebimizi alıyorlar, hastane olacakmış, bizi de İstanbul da ki mekteplere dağıtacaklarmış Hocalarımızın çoğu da askerlik hizmetine gidiyorlar, büyük sınıflar da gönüllü yazılacaklarmış Bugün Türkçe hocamız sınıfa geldi, ama çok kalmadı,bize veda etti Bize; “Zamanı gelince cephede yapılacak vatan hizmetinin mektepte yapılan hizmetten kutsi olduğunu” söyledi

Birkaç günden beri Çanakkale sokaklarından askerler geçiyor “Çanakkale içinde Aynalı çarşı, Anne ben gidiyorum düşmana karşı” şarkısını söylüyorlar At üstünde zabitler, top arabaları, mekkare ve deve kervanları sokağımızı doldurdu Harp olacakmış İngiliz ve Fransız harp filoları boğazın dışında dolaşıyormuşBuraları bombardıman edeceklermiş Bu bombardımanı görmek isterdim, ama yakında Çanakkaleden ayrılacağız Ama size kavuşacağım ben

Beybabamın, sizin ellerinizi öper kardeşlerime selam ederim

Oğlunuz Seyfullah

Mektuptan öğrendiğimize göre henüz Çanakkale savaşı başlamadan önce Çanakkale’de harbe hazırlanan askerler tarafından Çanakkale Türküsü söylenmektedir Bu da bize türkünün doğuş zamanını harp öncesine götürmemiz gerektiğini haber vermektedir Türk müzik tarihi ve halk türküleri üzerine önemli çalışmaları bulunan Mahmut Ragıp Kösemibal!in görüşleri de bu belgeyi destekler mahiyettedir Kösemihal, Musiki Mecmuası’nda bu türkünün Çanakkale savaşları sırasında yeniden hazırlanmış ve zamana uygun mısralar araya katılmışbir türkü olduğunu, asıl türkünün “ilk iki kıtadan anlaşıldığı gibi” ( Çanakkale içinde vurdular beni/Nişanlımın çevresiyle sardılar beni; Çanakkale içinde aynalı çarşı/Ana ben gidiyorum düşmana karşı) daha eski olup Çanakkale’de öldürülen bir delikanlının ağzından yakılmış bir ağıt olduğunu hatta Bay Vahit Lütfi’nin bu türkünün 1 Dünya Savaşı’ndan çok önce söylendiğini kendisine anlattığını bildirir

O zaman bu bilgiler ışığında şimdilik şöyle bir ara tespitte bulunabiliriz; Çanakkale türküsünün meydana gelmesi savaş öncesine kadar uzanır İlk iki kıtadaki sözler de bu kanaatimizi doğrulayan işaretlerdir

Araştırmalarımız sırasında bulduğumuz başka belge ve bilgiler ise bu türkünün savaş başladıktan sonra meydana geldiği yönündedir Şimdi de sırayla bunlara bakalım

Şamlı Selim tarafından 1915 yılında yayımlanan ve üzerinde Risale-i Musikiyye yahut Musiki Gazetesi yazan eserin on üç numaralı nüshasında şu ifadeyi okuyoruz Çanakkale Marşı bestekarı Kemani Kevser Hanım

Kevser Hanım tarafından bestelendiği belirtilen ve ikişer mısralı on iki bentten oluşan marşın sözleri şöyledir:

Çanakkale Kahramanlarının Hatırası

Atar çavuş atar vururlar seni
Ölmeden mezara koyarlar seni
Of gençliğim eyvah

Çanakkale içini duman bürür
Kırk altıncı fırkanın namı yürür
Of gençliğim eyvah

Çanakkale içinde dolu bir testi
Analar babalar ümidi kesti
Of gençliğim eyvah

Çanakkale içinde sıra serviler
Altında yatıyor aslan şehitler
Of gençliğim eyvah

Çanakkale boğazı dardır geçilmez
Kan olmuş suları bir tas içilmez
Of gençliğim eyvah

Çanakkale içinde bir sarı yılan
Osmanlının tayyaresi durdurur divan
Of gençliğim eyvah

Çanakkale sende vurdular beni
Nişanlımın mendiline sardılar beni
Of gençliğim eyvah

Çanakkale sende yatar bir selvi
Kimimiz nişanlı kimimiz evli
Of gençliğim eyvah

Atar ingiliz atar pişman olursun
Kan alıcı fırkaya kurban olursun
Of gençliğim eyvah

İstanbul’dan çıktım başım selamet
Çanakkale’ye varmadan koptu kıyamet
Of gençliğim eyvah

Çanakkale seni duman bürüdü
Ali Kemal Bey’in namı yürüdü
Of gençliğim eyvah

Tayyare ile uçarız, dağlar aşarız
Bize tayyareci derler, düşmanları yıkarız
Of gençliğim eyvah

Sözlerin üstünde yazan “ Çanakkale Kahramanlarının Hatırası” ibaresi, bize bu marşın Çanakkale’deki askerlerimizin kahramanlıklarının hatırasını yaşatmak amacıyla bestelenmiş olduğnu düşündürmektedir Zira Çanakkale Harbi sırasında Harbiye Nezareti’nin teşvik ettiği “harp edebiyatı” kapsamında kimi şiirlerin marş olarak besteletildiğini biliyoruz

Harbiye Nezareti bu kampanya dahilinde Çanakkale’deki askerlerimizin kahramanlık ve fedakarlıklarını anlatan eserlerin yazılmasını teşvik etmişhatta bu maksatla Temmuz 1915’de edebiyatçı, müzisyen ve ressamlardan oluşan bir heyeti Çanakkale harp sahasına götürmüştür

İşte bu kampanya dahilinde yazıldığını düşündüğümüz ve yine bugünkü Çanakkale Türküsünün sözlerini hazırlatan bir diğer şiir Destancı Mustafa’ya aittir Destancı Mustafa’nın tek sahife halinde bastırıp “30 Para’dan sattığı“Çanakkale Şarkısı’ biraz daha uzun olup ondört kıtadan oluşmaktadır Bu şiirden de birkaç mısra okuyalım:

Çanakkale Şarkısı

Çanakkale’sine vardım selamet
Anafartalar’da koptu kıyamet,
Nakarat
Anafartalar’da oldu kıyamet
Çanakkale’sinde büyük çarşı
İşte ben gidiyorum düşmana karşı
Nakarat
Borular çalıyor ileri arşı
Çanakkale’sinde bir uzun servi
Kimimiz taşralı kimimiz yerli
Nakarat
Askerde rahatla geçirdik devri
Çanakkale’sinde bir yeşil direk
Ölen düşmanlara sevinmek gerek
Nakarat
Harbin dehşetine dayanmaz yürek
Çanakkale’sinde yapılır testi
Düşmanlar çekilip ümidi kesti
Nakarat
Kahraman askerin yorulmaz desti
Çanakkale’sinde sıra serviler
Sanki yağmur gibi iner mermiler
Nakarat
Düşmanın üstüne düşer mermiler
Çanakkale’sinde elektirikler
Kumanda ediyor liva ferikler
Nakarat
Düşman cesediyle doldu tarikler
Çanakkale’sinde büyük çınar
Duymasın anam ölürsem yanar
Nakarat
Sağ kalır isem her daim anar
Çanakkale’sinde sıra söğütler
Zabitler bir yandan asker öğütler
Nakarat
Vadesi gelerek ölen yiğitler
Çanakkale’sinde akıyor dere
Hesapsız düşmanlar döküldü yere
Nakarat
Bomba yarasıyla açıldı bere
Çanakkale’sinin çoktur furunu
Osmanlı askeri arslan torunu
Nakarat
Asla unutulmaz Arıburnu
Çanakkale’sinde toplar inliyor
Topların sesini herkes dinliyor
Nakarat
Topçular düşmanı görüp mimliyor
Çanakkale’sinde yanar löküsler
Kahraman askerler durmaz göğüsler
Nakarat
Korkarak kaçar hemen öküzler
Çanakkale’sinde kurulur Pazar
Aslan askerlere değmesin nazar
Nakarat
Ecel geldi ise kısmetimde yazar

Destancı Eyüblü Mustafa Şükrü Efendi’nin şiiri ile Kevser Hanım’ın bestelediği sözler arasında da kimi benzerliklerin olduğu görülmektedir Özellikle şu dizeler arasındaki yakınlık oldukça dikkat çekicidir:

Çanakkale’sine vardım selamet
Anafartalar’da toptu kıyamet
(Destancı Mustafa)

İstanbul’dan çıktım başım selamet
Çanakkale’ye varmadan koptu kıyamet
(Kevser Hanım Bestesi)

Çanakkale’sinde yapılır testi
Düşmanlar çekilip ümidi kesti
(Destancı Mustafa)

Çanakkale içinde dolu bir testi
Analar babalar ümidi kesti
(Kevser Hanım Bestesi)

Çanakkale’sinde bir uzun servi
Kimimiz taşralı kimimiz yerli
(Destancı Mustafa)

Çanakkale sende yeter bir selvi
Kimimiz nişanlı kimimiz evli
(Kevser Hanım Bestesi)

Aslında bu benzerlikler geleneğin ortak olarak kullandığı ve pek çok halkşiirinde de rastlayabileceğimiz söz kalıplarından kaynaklanmaktadır Çünkü halkşiiri ve türküleri meydana getirilirken daha önce bilinenlerden ‘söz kalıpları’alınır adeta yenilere monte edilir Bu yüzden yeni türkülerde mevcut ses ve söz kalıplarından sıkça faydalanıldığı görülür Değişik türkülerden aldığımız şu örnekler bune birer kanıttır:

1897 Türk-Yunan Harbi ile ilgili bir türkünün şu dizelerinin daha sonra da kullanıldığı anlaşılmaktadır:
(…)
Yunan’ın içinde bir sıra selvi
Kimimiz nişanlı kimimiz evli
Sılada bıraktım saçları telli

‘Köy Halk Türküleri’ adlı kitaptaki türkülerin birinde restladığım şu dizeler bir hayli tanıdık geliyor

Isparta’dan çıktım başım selamet
Köy yoluna döndüm koptu kıyamet

Hasan Ali Yücel’in “ürk Edebiyatına Toplu Bir Bakış” isimli eserinde gördüğüm bir halk şiirindeki şu mısralar da oldukça dikkat çekicidir:

Karakoldan çıktım yan basa basa
Ciğerlerim toptu kan kusa kusa
(……)

Yarin çevresine sardılar beni, Erdoğan Gökçe, “1897 Türk-Yunan Savaşlarında Yakılan Türküler”, Folklör Araştırmaları, Nu:303, Ekim 1974, s 7119,7121

Ölmeden toprağa koydular beni,
Vay koydular beni!

Örnekler daha da çoğaltılabilir Bu türkülerdeki bazı söz kalıplarının Çanakkale türküsünde kullanıldığı açıktır Bu noktada yukarıda yaptığımız tesbidimize bazıilaveler yapabiliriz: Çanakkale Harbi sırasında bestelenen “Çanakkale Marşı”yazılan “Çanakkale Şarkısı”, veya yakılan Çanakkale türküsü” tamamen orijinal olmayıp kendinden önceki halk şiiri birikiminden izler taşımaktadır Bu durum bir eksiklik değil halk şiirlerinin/türkülerin meydana gelme sürecinde gelenekteki devamlılığın tabii bir sonucudur Dolayısıyla bu bilgiler Çanakkale türküsünün harp öncesi doğmuş olduğu yönündeki düşüncemizi biraz daha kuvvetlendirmektedir

Çanakkale türküsüne ilişkin bulduğumuz ve Sabah gazetesinde 1916 yılıbaşlarında yayınlanan bir diğer metin de Flarinalı Nazım’ım kaleme aldığı“Çanakkale Türküsü” adlı şiirdir Ancak bu şiirin adının dışında bugünkü türkü ile bir ilgisi yoktur Şiirin yanına yazılan nottan öğrendiğimize göre bu şiir bestelenmek ümidiyle yazılmıştır

Çanakkale türküsünün doğuş zamanına ilişkin belge, bulgu ve tespitimizi belirttikten sonra, türkünün 1915 yılından günümüze doğru geliş veya yayılışöyküsüne bakabiliriz:

ÇANAKKALE TÜRKÜSÜNÜN YAYILIŞI

Daha önce ifade ettiğimizi gibi Çanakkale Savaşı sırasında pek çok şiir kaleme alınmış ancak bunların çoğu kısa süre sonra unutulup gitmiştir Oysa Çanakkale türküsü unutulmamış 1 Dünya Savaşı bittikten sonra bu türkü askerin dilinde Osmanlı Coğrafyasının hemen her yerine yayılmıştır Falih Rıfkı, 20 Mart 1918 tarihli Dergah dergisinde yayımlanan bir yazısında bu gerçeği şöyle dile getirir:

“Çanakkale için bu kadar şiir yazıldı, hiç biri hatırımızda yok… Belki yazanların bile! Çanakkale harbini yapan neferler sılaya dönerken bir türkü tutturdular Bu türkü İstanbul sokaklarından ta Anadolu içlerine kadar yayıldı

Çanakkale içinde vurdular beni
Ölmeden mezara koydular beni

Güftesi şu basit mısralar olan bu türkünün yanık sesi önünde şairlerimizin yazdığı Çanakkale şiirlerinin sahteliğini hissettik, onlar kağıttan yapılmışçiçeklere benziyordu Çünkü bu türküde orada harp edenlerin acıları vardı,memleket hasretleri duyuluyordu

Araştırmamız sırasında gördük ki Çanakkale türküsü Anadolu sınırlarının da dışına çıkmış hatta Balkanlarda da oldukça çok söylenen meşhur türlüler arasına girmiştir Çünkü Çanakkale Savaşlarına Türk ordusu içinde Rumeli’de yaşayan halkların da katıldığı bilinmektedir Dr İrfan Morina’nın III Milletler Arası Türk Folklör Kongresi’n ede sunduğu bir tebliğden “Çanakkale Türküsünün Arnavutça Söylenişi’nin bile olduğunu öğreniyoruz Arnavutça söylenişinden bir kıtasını okuyarak Çanakkale Türküsünün 1918 sonrasına ilişkin öyküsüne devam edelim:

Çanakkale içinde bir sarı çadır
Türk zabitleri bir araya toplanır
Of gençliğe vay aman

1918 tarihi aynı zamanda halk türkülerinin de önemsenmeye başlandığı bir tarihtir Bu tarihte Yeni Mecmua’nın çıkardığı “Çanakkale Özel Sayısı’n da Musa Süreyya imzalı “Asker Türkülüre” başlıklı yazıda “askere ruhi bir zevk, kırılmaz, bükülmez bir azim veren türkülerin öneminden bahsedilmekte ve milli ruhu ihtiva eden bu türkülerin bir an önce derlenmesi gerektiği vurgulanmaktadır Ancak bu ve benzeri düşüncenin sistemli ve programlı bir şekilde hayata geçebilmesi yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ile mümkün olabilmiştir Cumhuriyet’in ilk on yılı içinde: “1926 (İzmir, Ödemiş, Tire, Aydın, Nazilli Sultanhisarı, Denizli, Manise, Kırkağaç, Soma, Bergama, Dikili, Ayvalık, Edremit, Havran, Balıkesir, Bandırma, Bursa, Gemlik ve Mudanya’da) 1927 (Konya, Ereğli, Karaman, Alaşehir, Ödemiş, Aydın, Manisa, şizmir çevrelerinde iki ay kadar), 1929 ( Trabzon, Erzincan, Erzurum çevrelerinde), , 1932 (Balıkesir ve çevresinde) ve daha sonraki tarihlerde, Anadolu’nun pek çok ili gezilerek halk türküleri derlenmiştir Bu derlemeler neticesinde bir araya getirilen beş yüzden fazla türkü 1930’da Halk Türküleri adı altında yayımlanmıştır Burada oldukça dikkat çekici bir husus vardır ki derlenen türküler arasında Çanakkale türküsüyer almamaktadır Bunun sebebinin, o yıllarda l Dünya Harbi ile ilgili pek çok türkü arasında Çanakkale türküsüne yeterince dikkat edilmemesi olduğunu düşünüyoruz

Ancak aradan çok fazla zaman geçmeyecek ve Mahmut Ragıp Gazimihal (Kösemihal) 1936 yılında Çanakkale Türküsünü notasıyla beraber yayımlayacaktır Sözlerişöyledir:

Çanakkale içinde vurdular beni
Nişanlımın çevresile sardılar beni
Of gençliğim eyvah!

Çanakkale içinde aynalı çarşı
Anne, ben gidiyorum düşmana karşı
Of, gençliğim eyvah!

Çanakkale içinde kasap olur mu?
Vurulan, şehitler hesap olur mu?
Of gençliğim eyvah

Çanakkale içinde bir dolu testi
Analar babalar umudu kesti
Of gençliğim eyvah!

Gazimihal’in yayımladığı Çanakkale türküsü dört kıtadan oluşmaktadır ve bu tarihten sonraki yayınlar için de temel teşkil etmiştir Çünkü daha sonra Çanakkale türküsü adıyla türkü kitaplarında yer alacak olan metinler büyük ölçüde Gazimihal’in yayımladığına dayanmaktadır Hemen belirtelim ki Gazimihal’in verdiği sözler de Kevser Hanım’ın bestelediği marşı hatırlatmakta ve her iki eserin sözlerinde önemli benzerlikler olduğu görülmektedir

Naki Tezel’in herhangi bir kaynak vermeksizin 1949’da yayımladığı türkünün sözleri ise şöyledir:

Çanakkale içinde aynalı çarşı
Ana ben gidiyorum düşmana karşı
Of gençliğim eyvah

Çanakkale içinde bir uzun selvi
Kimimiz nişanlı kimimiz evli
Of gençliğim eyvah

Çanakkale içinde bir dolu desti
Analar babalar mektubu kesti
Of gençliğim eyvah

Çanakkale üstünü duman bürüdü
On üçüncü fırka harbe yürüdü
Of gençliğim eyvah

Bu metnin son beyiti daha önceki metinlerin hiçbirinde yoktur Fakat Kevser Hanım’ın bestelediği marşta geçen “Çanakkale seni duman bürüdü’Ali Kemal Bey’in namı yürüdü” mısralarıyla yakınlığı ortadadır Diğer mısralar da öncekilerden pek farklı değildir

1950’li yıllarda Çanakkale türküsü birkaç kitapta birden görünmeye başlar Bunda o tarihlerde yapılan ve ülke çapındaki yardımlarla desdeklenen Çanakkaleşehitler Abidesi’nin oluşturduğu havanın katkısı olsa gerektir

İşte bunlardan biri halk müsiğine büyük emek vermiş olan Muzaffer Sarısözen’e aittir Muzaffer Sarıözen’in Yurttan Sesler adlı notalarıyla türkülerden örnekler verdiği eserinde ‘Çanakkale’ başlığı altında verilen sözler ile Naki Tezel’in yayınladığı metnin kıtları tamamen aynı olup yalnızca nakaratlarıfarklıdır Sarıözen’in 1952 yılında yayımladığı söz konusu notada nakaratlar “Of gençliğim eyvah” yerine “Of sağolsun anam” şeklindedir Bir yıl sonra yayınlanan Cahit Öztelli’nin Halk Türküleri adlı kitabındaki sözler ise bir kıtası hariç Gazimihal’in yayınladığı sözlerle aynı olup nakaratında çok küçük bir değişiklik olduğu anlaşılmaktadır Burada da “Of gençliğim eyvah” nakaratı “Ah gençliğim eyvah” biçimindedir Birkaç yıl sonra Ragıp Şevki ise hazırladığıSeçme türküler adlı kitaba Muzaffer Sarıözen’in metnini aynen almıştır

1966 yılında ise Çanakkale türküsünün marşların toplandığı bir antolojiye alındığını görüyoruz Ethem Ruhi Üngör 2Türk Marşları” isimli kitabında “Çanakkale Marşı” adı altında notasıyla beraber şu sözleri verir ve bestecinin DestancıMustafa olduğunu belirtir Marşın bestekarı olarak Destancı Mustafa’nın adının geçmesini Ethem Ruhi’nin bir yanılgısı olarak düşünüyoruz “Çanakkale içinde sıra serviler’ Binbaşılar oturmuş asker öğütler’ gibi Destancı Mustafa’nın“Çanakkale Şarkısındaki” kimi dizeleri hatırlatan marşın sözleri şöyledir:

Çanakkale içinde aynalı çarşı
Anne ben gidiyorum düşmana karşı
Çanakkale içinde sıra serviler
Binbaşı oturmuş asker öğütler

Çanakkale içinde bir kırık testi
Anneler ve babalar ümidi kesti
Arıburnu'ndan çıktık yan basa basa
Hep düşmanlar kaçıyor kan kusa kusa

1967 yılında çıkarılan Çanakkale il yıllığında yer alan ve 1971'deki il yıllığında da aynısı bulunan "Çanakkale Türküsü’nün sözleri ise buraya kadar verdiğimiz metinlerden bazısının aynen bazısını da kısmen değişiklikle tekrarlayan meralardan oluşmaktadır "Çanakkale türküsü, bu yıllıkla ilk kez "Çanakkale'de söylenen bir türkü" olarak literatüre girmiştir Önemine binaen bu metni de buraya almayı uygun buluyoruz

Çanakkale içinde vurdular beni Ölmeden mezara koydular beni Of gençliğim eyvah

Çanakkale köprüsü dardır geçilmez
Al kan olmuş suları bir tas içilmez
Of gençliğim eyvah

Çanakkale içinde aynalı çarşı
Anne ben gidiyorum düşmana karşı
Of gençliğim eyvah

Çanakkale içinde bir dolu testi
Anneler babalar ümidi kesti
Of gençliğim eyvah

Çanakkale'den çıktım yan basa basa
Ciğerlerim çürüdü kan kusa kusa
Of gençliğim eyvah

Çanakkale içinde sıra söğütler
Altında yatıyor aslan yiğitler
Of gençliğim eyvah

Çanakkale'den çıktını hasını selâmet
Anafarta'ya varmadan koptu kıyamet
Of gençliğim eyvah'''

1970'li yıllar Çanakkale türküsünün öyküsünde önemli bir dönemin başlangıcıolur Çünkü türkü, bu yıllardan sonra ülke çapında daha çok bilinme imkanına kavuşur Artık Çanakkale türküsü halk şiiri ve müziği ile ilgili hemen her kitaba alındığı gibi türküler hakkında bilgi veren araştırmalarda da “bentleri iki, kavuştakları tek dizeli türküler" için verilen örneklerin başında yer alır

Ayrıca türkünün daha da meşhur olmasında bu yıllarda radyodan duyulması ve TRT kayıtlarına girmesinin de büyük payı olduğu kanaatindeyiz

Çanakkale türküsünün sözleri I973'te notasıyla beraber TRT yayınları arasındaşu bilgilerle yerini almıştır:
Derleyen: Muzaffer Sarısözen Derleme Tarihi: (---) inceleme Tarihi: 22111973 Notaya Alan: Muzaffer Sarısözen Kimden Alındığı: İhsan Ozanoğlu
Yöresi: Kastamonu

TRT yayınındaki sözler nakaratları hariç Muzaffer Sarısözen'in yukarıda bahsettiğimiz ve 1952'de yayınladığı sözlerin aynısıdır Muzaffer Sarısözen'in kaynak kişi olarak gösterdiği İhsan Ozanoğlu Musiki Mecmuası'n daki bir yazısında ne zaman olduğuna ilişkin bir tarih vermeden, Sarısözen'in Çanakkale zaferi yıldönümünde günün önemini belirtecek türkü ararken nereye başvurduysa Çanakkale konusu üzerine türkü bulamadığını bunun üzerine telefonla kendisine müracaat ettiğini, kendisinin de hemen notasını yazıp Kastamonu'dan postaladığını Ankara'ya gittiğinde ise Çanakkale türküsünün hiçbir yerde bilinmediğine göre mutlaka Kastamonu'da yapılmış olması gerektiğini belirtir Yazının devamında ise Sarısözen'in kendisine "şimdi de bestekarını tespit etmesini rica ettiğini fakat türküyü yakanı kesin olarak tespit edemediğini ifade eder

Muzaffer Sarısözen bu türkünün sözlerinin aynısını 1952 yılında yayınladığına göre türküyü İhsan Ozanoğlu bu tarihten önce göndermiş olmalıdır İhsan Ozanoğlu'nun türkünün yöresine ilişkin iddiası bazı kitaplara da geçmiştir " Yurt Ansiklopedisi'nde "Çanakkale içinde aynalı çarşı"sözleriyle başlayan ezgi Kastamonu ve Tuna üzerindeki Adakale'den derlenmiştir Türkünün yalnız sözleri yöreyle ilgilidir" " denilmektedir

Bazı kaynaklarda ise türkünün Çanakkale yöresine ait olduğu yazılıdır Farklıbilgiler haliyle Çanakkale türküsünün hangi yöreye ait olduğuna dair zihinlerde bir soru işaretinin oluşmasına sebep olmaktadır

Yukarıda belirtildiği gibi Çanakkale türküsünün hangi yöreye ait olduğuna ilişkin farklı görüşler vardır Aslında, "türkülerin nerede ve ne zaman ortaya çıktığını bilmek çok kere elden gelmez Yurdun birçok yerinde söylenmekte olan bir türkü elbette bir tek yerde doğmuştur Eğer varsa, türküdeki yer ve kişi adları da onun doğuş yerini her zaman göstermez Çünkü, türkü gittiği yerlerde bazı değişikliklere uğrar Bu yüzden kimi zaman bir türküye değişik yerlerin halkı sahip çıkar: bu türkü oranın değil: bizimdir, derler" Fakat bunla beraber bazı türkülerin çıkış \erleri bilinir Bu türküler genellikle tarihi olaylarla dayanan türkülerdir Dolayısıyla Çanakkale türküsü ile ilgili hu tür bir tartışma yersiz ve ilmî dayanaklardan yoksundur Şu ana kadar verdiğimiz bilgiler kesin bir şekilde bu türkünün ortaya çıkış yerinin Çanakkale olduğunu kanıtlamaktadır

Buraya kadar Çanakkale türküsünün öyküsünü kronolojik bir metotla; "türkünün doğuşu ve yayılışı" ekseninde ele almaya çalıştık Türkününşekli, muhtevası ve diline pek temas etmedik Zira söz konusu türkü bu açılardan da incelemeye muhtaçtır Biz tebliğimizi şimdilik vardığımız şu sonuçlarla noktalamak istiyoruz:

Çanakkale türküsü ilkin halk şiiri geleneğine uygun olarak hazır söz kalıplarından da istifade ile askere giderken bir ayrılık türküsü olarak doğmuştur

Türkü, Çanakkale Muharebeleri boyunca söylenmiş bu sırada Kevser Hanım’ın bestesi(Çanakkale Marşı) ve Destancı Eyüblü Mustafa Şükrü'nün katkılarıyla daha da zenginleşmiştir

Çanakkale türküsü, l Dünya Savaşı bittikten sonra, memleketlerine dönen askerlerin dilinde başta Anadolu olmak üzere Osmanlı coğrafyasının hemen her tarafına yayılmıştır

Aradan geçen yaklaşık doksan yıllık zaman içinde ölmemiş canlılığını muhafaza etmeyi başarmıştır Bunu toplumu çok derinden etkileyen bir olaya dayanmasına, ezgisinin dokunaklı oluşuna ve sanat yapısının yüksek olmasına bağlayabiliriz

1970'li yıllardan sonra Çanakkale türküsü oldukça meşhur olmuş, hem sözleri hem de ezgisi bakımından ortak bir söyleyişe kavuşarak daha rafine hale gelmiştir

Bugün, Çanakkale türküsü Çanakkale Muharebeleri'ni kazanan kahraman askerlerimizin hissiyatına tercüman olan en kıymetli eserlerden biri olarak, türkülerimiz arasında hak ettiği müstesna yerini almıştır
 
Üst