Skip to main content

FT Forum Türk

Forum Türk - Türkiye'nin Türkçe Bilgi Paylaşım Ağı'na hoş geldiniz!

Merhaba, Ziyaretçi! Sizi aramızda görmek güzel ama sitemizden daha iyi yararlanabilmeniz için giriş yapmalı ya da kayıt olmalısınız. İlgi ve alakanızdan dolayı Forum Türk - Türkiye'nin Türkçe Bilgi Paylaşım Ağı yönetimi olarak teşekkür eder, iyi forumlar dileriz.

Giriş ya da Kayıt

(Sadece kayıtsız kullanıcılar tarafından görüntülenebilir.)

Şizofreni ve Risk Etmenleri

Konu

#1
Şizofreni üzerine yeni araştırmalar gelecekte bu hastalığın hamilelik döneminde alınacak önleyici tedbirlerle engellenebileceğini ortaya koymaktadır. Şizofreni sebepleri tam olarak aydınlatılamamıştır. Fakat araştırmalarda şizofreninin, genler ile beynin hamilelik ve çocukluk döneminde gelişimi sırasında uğradığı önemli bir çevresel etkinin etkileşimi sonucunda ortaya çıktığı düşünülmektedir. Aslında giderek bu çevresel etkileşim daha karmaşık hale gelmektedir. Gelişimin erken evrelerinde genetik veya çevresel stres etkenleri beyin gelişimini bozabilir. Buna ilaveten çevresel faktörler daha sonra beyni daha fazla tahrip edebiler ya da genetik unsurların ortaya çıkmaya ihtimalini azaltabilirler. Anahtar mesaj şu ki şizofreni hem genetik hem de çevresel etkilerin etkileşimi sonucu ortaya çıkar. Ailesinde şizofreni olan kişiler genel nüfuza göre on kat daha fazla risk altındadır. Aile çalışmaları gösteriyor ki insanların çok düşükten çok yükseğe doğru değişen, kalıtımla geçen genetik incinebilirliği vardır. Şizofreni gelişimi aynı zamanda bir kişinin zaman içinde yaşadığı zorlanmaların sayısı ve miktarı ile de alakalıdır. Mesela şeker hastalığı ile bir benzerlik kurulabilir. Şeker hastalığında da genetik faktörler(mesela aile öyküsü) ve davranışsal faktörler (diyet, stres, egzersiz) bir kişinin diyabet geliştirip geliştiremeyeceğini ortaya çıkarır.

Şizofrenide çeşitli beyin anormallikleri gösterilmiştir. Beyinde sıvı taşıyan boşlukların büyüdüğü beyin hacminin küçüldüğü yolunda bulgular vardır. Norokimyasal iletici dopaminin aşırı seviyelerinin şizofrenide rol oynadığı düşünülür. Ancak bunu şizofreni sebebimi yoksa sonucu mu olduğu tartışmalıdır. Sadece beyin biyolojisi davranış ve yaşantıları belirlemez. Davranış ve yaşantı da beyin biyolojisini belirleyebilir. Beyin gelişimindeki çok ufak bir kusur beyin olgunlaştıkça erişkin hayatta ortaya çıkabilir. Beynin gelişim evrelerinde sinir hücrelerinin göçünde bir anormallik olduğu yolunda bulgular vardır.

RİSK ETKENLERİ

Şizofreni ile alakalı çevresel etkenler

Sokakta satılan uyuşturucular şizofreniyi artırır. Esrar, marihuana gibi sokak uyuşturucularının şizofreni geliştirme riskini arttırdığı saptanmıştır. Esrar kullanıcılarında şizofreni geliştirme riskinin 3-4 kat arttığı gözlemlenmiştir. Bu ilaçlardan uzak durularak risk yarı yarıya azalır. Şizofrenisi olan hastalar, marihuanadan uzak dururlarsa hastalıkları çok daha iyi seyreder.
Eğitim, iyi beslenme, sağlıklı bir sosyal çevre şizofreni riskini azaltır.
Temel yağ asidi eksikliği ve bunun sonucunda ortaya çıkan lipit zarı anormallikleri şizofreni riskini arttırır. Epidemiyolojik çalışmalar yüksek balık tüketimi ile olumlu şizofreni seyri arasında bir bağ saptanmıştır.
Antioksidan alımı şizofreni riskini ve ilaçların yan etkisini azaltabilir. Antioksidana sahip olduğu düşünülen besinlerin daha fazla alımının şizofreni üzerinde olumlu bir etkisi olduğu düşünülmektedir. (erik, kuru erik, ıspanak, çilek)
15 yaşından önce kır hayatında yaşamak şizofreni riskini azaltır.
Daha az aile stresi şizofreni riskini azaltır. Sağlıklı bir ailede büyümek, şizofreni genleri geçmiş olsa bile insanları korur.

Kaçınılması gerekenler;

Hamilelikte radyasyona, strese, kurşun, alkol gibi zehirli maddelere maruz kalmak şizofreni riskini artırır.
Emzirmek şizofreni riskini azaltır.
Nezle ve grip gibi salgınlardan uzak durulmalıdır.
Vitamin D hayatın ilk yılında alındığında şizofreni riskini azaltır.

Semptomlar:

Şizofreni düşünce ve duyguyu etkileyen ve bizi insan yapan çok temel alanlarda sorunlara yol açar. Dil, düşünce, algı, duygu ve benlik hissi etkilenir. Gerçeklik dışı algılar olabilir. Kişi bazı sesler duyabilir. Dış kaynak olmaksızın bazı duyumlar yaşanabilir. Normal olaylara sıra dışı anlamlar verilebilir. Yanlış inançlara sık sıkıya yapışılabilir. Tek başına bir belirtiyle tanı konulamaz. Birçok belirti bir arada görülmelidir. Şizofreni kronik, ciddi ve insanı etkileyen bir beyin hastalığıdır. Ortalama nüfusun %1'i hayat boyu şizofreni geliştirme riskine sahiptir. Kadın ve erkelerde şizofreniye yakalanma riski eşittir. Erkeklerde daha erken ortaya çıkar; 20 yaş civarı, ergenlik sonu. Kadınlarda ise daha geç başlangıçlıdır; 20 yaş sonu, 30'lu yaşların başlangıcında ortaya çıkar. Şizofrenisi olan hastalar bazı içsesler duyarlar. Düşüncelerinin okunduğunu, kontrol edildiğini, kendisine komplo kurulduğunu düşünebilirler. Bunlardan dolayı içlerine kapanıp korkaklaşabilirler, konuşma ve davranışları diğerleri tarafından anlaşılmaz ve korkutucu bulunabilir.

Mevcut tedaviler birçok belirtiyi iyileştirir ama bazı belirtiler hayat boyu devam eder. Hastaların beşte biri tamamen iyileşme gösterir. Günümüzde tedavi daha umut vericidir. Daha yeni ve emniyetli ilaçlarla hastalığın karmaşık belirtileri aydınlatılabiliyor. Şizofreni tüm dünyada bulunabilir. Belirtilerinin uzun sürmesi ve şiddetli olması şizofreniyi yeti yitimine yol açan bir rahatsızlık yapar. İlaçlar düzenli kullanıldığında hastalığın sıkıntı verici belirtilerini azaltıp kontrol edebilir. Tedavi etkili olsa bile hastalığın yol açtığı durumlar yan etkiler, rezidüel etkiler sıkıntı verici olabilir. İlk belirtiler kafa karıştırıcı hatta şok edici davranış değişiklikleridir. Hastalanan kişinin daha önce canlı o0lduğunu hatırlayan aile üyeleri büyük üzüntü çekebilirler. Psikoz dendiğinde duyu algılarındaki bozuklukların olduğu halüsinasyonları ve gerçeği gerçek olmayan yaşantılardan ayırt etme yeteneğinin kaybolmasından kaynaklanan yanlış inanışlar olan hezeyanları kastederiz. Daha da belirgin olan belirtilerse toplumdan giderek çekilme, içine kapanma, tuhaf konuşma, tuhaf düşünce ve davranışlardır. Bazı insanlar Hayatları boyunca tek bir psikotik dönem yaşarlar. Bazıları böyle bir çok dönem yaşayıp aralarda normal olabilirler. Bazıları ise kronik şizofreniye geçer; hastalık süreklilik kazanır kişi normal işlevlerine dönemez. Bu yüzden uzun süreli ilaç tedavisi gerekebilir. Diğer hastalıkların ayırt edilmesi çok önemlidir. Beş yaşından itibaren çocuklarda da şizofreni belirtileri görülebilir. Ancak şizofrenideki hezeyan halisünasyon gibi belirtiler ergenlikten sonra nadir görülür.

Şizofrenler gerçekliği diğer insanlar gibi göremez. Varsanı ve sanrıları olan insan endişe eder, kafası karışır. Bu yüzden insanlardan uzaklaşır çok katılaşır saatlerce sessiz durabilir. Bazen aşırı hareketli heyecan içinde yürüyebilir. Varsanılar uygun bir kaynak olmadan olan algılardır. Halüsinasyonlar herhangi bir duyusal biçimde ortaya çıkabilir: işitsel, görsel, dokunsal, tat, koku halüsinasyonlarıdır. Başka insanların işitmediği sesleri işitmek şizofrenideki en yaygın halüsinasyondur. Sesler hastanın etkinliklerini tarif edebilir, onunla konuşur, gelmekte olan tehlikeyi haber verebilir, kişiye emir verebilir. Hezeyanlar mantık ve kanıtla kişinin aksine ikna edilemediği kişinin kültürel inanışlarıyla da uyuşmayan yanlış inanışlardır. Hezeyanlar çok farklı konularda olabilir. Paronaid tiptekiler şizofreninin üçte birini oluşturur. Paranoid şizofrenlerde takip edilme hezeyanı veya kandırıldıkları, zehirlendikleri, kendilerine komplo kurulduğu yolunda, mantıkdışı ve yanlış inanışlar geliştirme görülebilir. Bu hastalar ya kendilerinin ya da ailesinin dışarıdaki odaklar tarafından takip edildiğini, kötülük göreceğini düşünürler. Bazen büyüklük hezeyanı çıkabilir. Böyle bir durumda kişi çok önemli ve ya meşhur bir kişi olduğunu düşünebilir.

Şizofrenisi olan kişiler bazen çok tuhaf hezeyanlar geliştirebilirler. Örneğin bir komşunun davranışlarını manyetik dalgalarla kontrol ettiğini düşünebilirler. Televizyondaki insanların kendilerine özel mesajlar yolladığını düşünebilirler. Düşüncelerinin başka insanlarca ifade edildiği hissine kapılabilirler. Şizofreni bir kişinin doğru düşünme kabiliyetini etkiler. Düşünceler hızla gelir ve gider. Kişi bir düşünce üzerinde yoğunlaşamaz, dikkati çelinir. Şizofrenler bir durumda neyin anlamlı neyin anlamsız olduğunu ayırt etmede zorluk çekerler. Kişi düşüncelerini mantıksal sıraya koyamayabilir. Düşünceler örgütsüz ve parçalı hale gelebilir. Bu yüzden bir şizofren hastasının konuşması zor anlaşılabilir ve sosyal yalıtılmaya yol açabilir. Şizofrenisi olanlar künt ve yassı duygulanım yaşayabilirler. Bu duygusal ifadede ciddi bir azalmaya işaret eder. Şizofrenisi olan kişi normal duygu belirtilerini göstermeyebilir. Bazen monoton sesle konuşur, yüz ifadesi azalır, toplumdan çekilir, iletişime geçmek için söyleyeceği yoktur, düşüncesi fakirdir. Hayattan aldığı zevk azalmıştır. Bazı çok ciddi durumlarda kişi hiçbir şey yapmadan bütün gününü geçirebilir. Temel temizlik kaidelerini bile görmezden gelebilir. Bu durum aile için büyük problem yaratabilir. Bunlar hastalık belirtileridir. Karakter bozukluğu ya da kişisel zayıflık değildir. Bazen normal bireyler de doğru düşünemez, kafası karışır, endişeli olurlar. Bu şizofreni demek değildir. Aynı zamanda şizofrenler her zaman anormal hareket etmezler. Bu hastalığa yakalananların bir kısmı tamamen normal görünebilir, tamamen sorumlu hareket edebilir. Doğru ilaç kullanımı da kişinin normal hareket etmesini sağlayabilir fakat ilaç tedavisi kesilirse kişi bozulabilir.

Şizofreni bölünmüş kişilik demek değildir. Medyada ve haberlerde hastalık ve suç arasında ilişki kurulmaktadır. Mamafih, çalışmalar hastalanmadan önce suç kaydı olan, madde ve alkol öyküsü olanlar dışındaki şizofreni hastalarının şiddete eğilimi olmadığını göstermektedir. Şizofrenler hep saldırgan değildir. Daha ziyade içe kapanıktırlar, yalnız yaşamak isterler. Pek çok vahşi suça girişenlerin şizofrenisi yoktur. Maddenin kötüye kullanımı şizofrenlerde şiddet oranını arttırır. İntihar, şizofreni hastalarında ciddi bir problem olabilir. Eğer bir kişi intihara teşebbüs eder ya da tehdit oluşturursa hemen profesyonel yardım istenmelidir. Şizofrenlerin 1/10 u intihar etmektedir. Anti-psikotik ilaçlar şizofreninin psikotik belirtilerini geçirse de davranışsal bozukluları geçirememektedir. Psikotik belirtilerden kurtulunsa bile iletişim, öz bakım ve diğerleriyle ilişki gibi konularda sıkıntı çekerler. Şizofrenler kariyerlerinin oluşturdukları sırada hastalandıkları için eğitimleri pek az tamamlanır. Rehabilitasyon programları hastaların toplumsal ve iş eğitimi alarak bu alanlardaki zorlukları yenmesini sağlar. Bireysel psikoterapi ise geçmiş ve bugünkü sorunlar üzerine odaklanır. Eğitimli bir kişi ile paylaşmak, şizofrenlerin sorunlarını daha iyi anlamasını sağlar. Bireysel psikoterapi ile gerçek olan ve olmayan arasındaki ayrımı çok daha iyi yapabilirler. Ailenin eğitimi de çok önemlidir. Ailenin eğitimi, ailelerin sorunlarla çok daha etkili başa çıkmasını sağlar. Şizofrenisi olan kişilerin yakınları, kişinin ifade ettiği yanlış ya da tuhaf ifadelere nasıl cevap vereceklerini çoğu zaman bilemezler.

Şizofrenisi olan kişilere tuhaf inançlar ve halüsinasyonlar çok gerçek gibi gözükebilir; bunlar sadece kafadan uydurulmuş şeyler değildir. Aile bireyleri bütün bu düşünce yanlışlarına katılmak yerine, bu bireye olayları kendisinin gördüğü gibi görmediklerini, onun vardığı sonuçlara katılmadıklarını ama bütün bunların kendisine doğal göründüğünü fark ettiklerini söyleyebilirler. Son 20 yılda şizofreni tedavisinde büyük gelişmeler olmuştur. Şizofreni tedavisi ve sebepleri hakkında daha çok şey öğrendikçe bu kişilerin bağımsız ve tatmin edici bir hayat sürme olanakları artmaktadır. Şizofreni hakkındaki araştırmalar şizofreni hakkında çok farklı sonuçlara ulaşıldığını göstermektedir. Geniş hasta gruplarıyla çalışıldığında bazı etkenlerin daha iyi sonuçla alakalı olduğu gözlemlenir. Söz gelimi hastalık öncesi daha normal bir sosyal hayat, iş uyumu olan kişilerde daha iyi sonuçlar elde edilebilmektedir. Aileler arasında şizofreni ile ilgili yaygın bir yanlış anlama 'hiçbir şey yapmazsak belki geçer' anlayışıdır. Gerçekte bu, bir şizofreni hastasına yapılabilecek en kötü şeylerden biridir. Erken teşhis, tedavi oranını artırır. Ne kadar erken tedaviye başlanırsa o kadar iyidir. Şizofrenin artık bir beyin hastalığı olduğunu biliyoruz. Şizofreni bir sinirsel gelişimsel hastalıktır. Ve sadece gerçeklikle bağlantı kaybıyla kendini göstermez, öğrenme dikkat, olayları sırasına göre yapma gibi entelektüel konularda da kayıplar getirir.

Şizofreninin sıklıkla ilk belirtisi kişinin normal bildik işlevselliğinde bir azalma göstertmesidir. Risk belirtilerinin erken tespit ve tedavisi ile psikotik dönem önlenebilir, geciktirilebilir, yoğunluğu azaltılabilir. Şizofreniye yakalanan hastaların %50 si hasta olduğunu anlayamamaktadır. Çünkü şizofrenide etkilenen beyin bölgesi aynı zamanda kişinin kendisini analiz etmesine yarayan bölgedir.
Alıntı

Bir hesap oluşturun veya yorum yapmak için giriş yapın

Yorum yapmak için üye olmanız gerekiyor

ya da

Bizimle temasa geçin!

Unutmayın; sizin için buradayız! Yaşadığınız soru ve sorunlar, reklam ve sponsorluk, vb. tüm işlemler için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Task

Tema Ayarları